İpsala, Paşaköy, Karpuzlu’nun Çeltik Tarlaları
Bu içerik 21 Haziran 2021 11:04 tarihinde eklendi ve 1.609 kez okundu

Edirne’nin bir ucundan diğerine; Meriç’in Ege ile kavuştuğu yer, Enez’e kadar uzanan suyun içinde döllenip güneş ışınlarıyla yaşama çağrılan sofralarımızın vazgeçilmezi olan pirinç üretimi yapılan tarlalara daha yeni su verilmişti.

Gözünüzün gördüğü deryalar-denizler kuzey rüzgârıyla bayağı bayağı denizler gibi dalgalanıyorlardı. Daha önceleri ( kırk-elli yıl) buralarda ayçiçeği, buğday, mısır, bostan, fasulye tarlaları vardı. Her tarlanın nöbetçisi sayılan, öğle yemekleri gölgelikleri, büyük nimet sayılan ahlat ağaçları, tarladan tarlaya uzanır kır yaşamı-doğal hayat için, kuşlara, böceklere ayrı bir sığınak olurlardı…

Şimdi, bu diyarlarda çeltik tarlaları uzanıyor. Suları daha yeni verilmiş, hepsi deryalar gibi; su, güneş ve rüzgâr birlikteliği içinde doğanın süreçlerine, insanın hizmetlerine güveniyorlar...

Manisa ile Denizli arası yolculuk yaparsanız bağları, bahçeleri, meyvelikleri görürsünüz. Her bahçenin, bağın köşesinde bir küçük evcik bulunur. Yaz zamanları bu küçük kulübeler insanlarla dolar taşar. Tıpkı, çeltik tarlalarından önceki zamanlarda her bağ-bahçe ve tarlanın köşesinde veya ortasında bulunan ahlat ağaçları gibi yaşamın kendisini sembolize ederler…

Edirne’nin Paşaköy, Karpuzlu ve Enez diyarında ilerliyoruz Rahmi Bey ile. Dokunduğumuz, dinlediğimiz yerler aynı zamanda doğup büyüdüğüm, ilerideki yaşamlarda karakterime hiç durmadan besin olacak şekillendiğim yerlerde demlene demlene; geçiyoruz…

Çeltik tarlaları da bizimle birlikte yürüyor gibi... Suların bir derya misali yayıldığı, Meriç ve Balkanların hemen kıyıcığında Gala Milli Parkı sazlıklarına doğru… Çeltik tarlalarından kurtarabildikleri kadarıyla bir avuç yer gibi görünen Gala Milli Parkı ( 60,9 km kare)

Sazlıkların, suların olduğu milli parkta kuşlar yaşıyor. Balıklar, sürüngenler, memeliler ve sayamayacağımız kadar böcekler yaşıyor. Doğanın tam manasıyla dönüşüm yaşadığı, kendi kendine yetebildiği bir yer. Aynı zamanda üreme, büyüme yeri…

Enez’e dört beş km kala saptık Milli Park’ın seyir tepesine. Daha önceleri sadece bir tabeladan ibaret olan bu tepe, şimdi oturma yerlerinin yanında piknik yapmak isteyenlere mangal alanları da yapılmış. Ahşap oturaklar, bir zamanlar oldukça yaşlı ağaçların gövdelerinden alınmış, doğadan gelen tekrar doğaya gider felsefesiyle Gala Milli Parkı’nı seyrediyorlardı.

Milli Park, kuşların kuluçka zamanı olduğu için sessizdi. Dışarıda yiyecek peşinde koşan birkaç balıkçıldan başka bir canlı yokmuş gibi, yuvaların üzerinde doğum sancıları çeken, yavrularının kalp atışlarını hisseden anneler, büyük bir sükûnet içinde bekliyorlardı.

Birkaç ay sonra sular içinde olan çeltik tarlalarından göğe yükselecek önce yeşil, sonra sarıya dönüşen çeltik başakları. Kim bilir ne hayallerin, ümitlerin, şimdi ve geleceğin planlamaları yatıyordur suların içinde yatan, gün-güneş ile birlikte göğe yükselecek olan çeltik tohumlarında…

Paşaköy’ün sınırları içinde, ova ile yerleşim alanı arasında koruyucu bir kalkan gibi duran “YAMA” denen yer şimdi yok hükmünde. Meşeleri kesilip yakılıp çoktan küllere dönüşmüş. Ağaçlarını kaybeden ovaya bakınca uçsuz bucaksız görüntülere sahne olan yerin toprakları da kaymış, kaybolmuş, bağrı-göğsü deşilmiş, yaralı ve iniltili bir canlı gibi; bakamazsınız! Eğer biliyorsanız buradaki yaşlı, güçlü, heybetli meşe ağaçlarını, onların rüzgâr alan yüksek tepelerinde yaşayan kartalları, atmacaları, kargaları, saksağanların yuva kurduğunu…

Seyir tepesinden, Rahmi Bey ile birlikte, Gala Milli Parkı’nı izledikten sonra, aracını olduğu yere yürümeye başladık. Yağmurdan sonra, baharın coşkusuyla her yer yeşil ile şenlenmişken ben de çocuk zamanlarımda yaptığım gibi yaptım; küçük çakılların üzerinde yalınayak yürüdüm… Önce, minik çakıllar fazlasıyla rahatsız etti kırk yıldır çıplak kalmaktan çekinen, şehirlerin beton ve asfalt mekânlarına sığınan ayaklarımı.

Sonra, yürüdükçe Balkanların Meriç’e uzanan istikametine, hatırladım yalınayak gezmenin ne demek olduğunu. Rahatlama, huzur bulma biçimiydi, çeltik tarlalarının uçsuz bucaksız uzandığı Paşaköy, Karpuzlu, İpsala, Enez ovalarında dolaşmak ve bir süreliğine yalın ayak yürümek; bozmak gibiydi esaretin kuralını, çiğnemek gibiydi iğrenç utanma biçimlerini ve hatırlamaktı bir yazarın söylemini;

“ Ölüm var şimdi konuşmayalım. Tarifsiz kederler içindeyim “ Vüs’at O.Bener’in söyleminin tam tersi;

“ Yaşam var şimdi, konuşalım… Tarifsiz neşeler içindeyim…” dedim, doğduğum yerlerin hemen yakınında; Balkanların ucunda, Meriç ile Ege’nin kavuştuğu yerde…

İpsala Paşaköy Karpuzlu’nun+Çeltik+Tarlaları
Yorumlar (0)

Diğer Makaleleri

Güven SERİN

SÜTANAM ve GÜLSÜM NİNEM, NEDEN MUTLUYDULAR?

08 Mart 2021 16:07 | Hit: 1.232

Güven SERİN Tüm Yazıları

Güven SERİN

Sağlıklı Yaşlanmak

21 Ekim 2020 16:51 | Hit: 1.760

Güven SERİN Tüm Yazıları

Güven SERİN

HATIRLA SEVGİLİ

21 Şubat 2020 09:53 | Hit: 2.418

Güven SERİN Tüm Yazıları

Güven SERİN

ASSOSLU ÇOBAN

18 Ekim 2019 09:37 | Hit: 1.991

Güven SERİN Tüm Yazıları

Güven SERİN

KÖY OCAĞI

01 Temmuz 2019 15:11 | Hit: 1.992

Güven SERİN Tüm Yazıları

Güven SERİN

AMMAN AMMAN; OFF

14 Haziran 2019 09:43 | Hit: 6.885

Güven SERİN Tüm Yazıları