ÇALIN DAVULLARI
Bu içerik 24 Kasım 2017 13:58 tarihinde eklendi ve 1.592 kez okundu

Bir Selanik türküsü; davullardın sesinde umut arayan bir sesleniş… Ezgisiyle, anlattığı hikâyesiyle, insanı anlatır. İnsanın gamlı ve bir o kadar gerçek olan hikâyelerini.

Ölüme yakın, yolun sonunda fakat ölüme sesleniş; üç günlük sürenin isteme yüceliği… İsveç sineması, İmgar Bergman’ın yönetiminde Yedinci Mühür filmiyle aynı düşünce içerisinde; ölümü yenme, alt etme, bir parça zaman kazanma üzerine kuruludur.

Türküde, sanatın içselliğine, samimiyetine güvenilir. Yitik olanların kurban hallerini, yitirilecek olanlara ölçü, teselli veya bir parça umut olması istenir. Oldukça zarif bir istek; büyük bir aşkın kayıp hali için yakılan bir sevda destanı. Ölümle, şarkının, türkünün aracılığıyla anlaşma yapılmak isteniyor. Sorgu ve sualsiz bir istek…

Ölüme yalvarışta ki pazarlığın tek iteneği, sevdaya bırakılacak bir not, haber; belki de dokunuş… Bergman’ın sineması ise tam tersi. Düşünceyi, bize bastırılan korkuları, ayıpları, günahları soğruluyor. Ölüm karşısına dikildiğinde;” Benim için mi geldin?” diyecek kadar düşündürücü bir işlem…

Ölümü temsil eden Azrail siyah giysiler içerisindedir. Hazır mısın? Diye sorar Bergman’ın filminde ki oyuncuya. Bedenim korkuyor ama ben değil! Derken, aklı, bedenin dışına taşıyan, taşmış bir kültürün sinema sanatıyla insana, insanlığa akışına da tanıklık ediyoruz. Ölümün meleği, öldürme adına kendine güveni tamdır.

 Bergman sinemasının satranç oyuncusunun da güveni tamdır. Ve satranç biliyor musun? Diye sorar ölüm meleğine. Çok iyi! Der. Ve ölüm meleğini satranç oynamaya ikna eder. Satranç oyununa ve kendi büyüklüğünün gücüne o kadar inanmış ki; ölüm meleği; kabul eder. Oyuncunun tek istediği; satrançta ölüm meleğini yenerse; ona bir süre zaman vermesi.

Tıpkı, Selanik türküsü gibi; üç günlük süre, bir ömrün sevdasını kurtaracağı gibi, o büyük hissedişi, sıkıntıyı da bir kenara itecek gibi zaman kazanmak istiyor. İnsan, en çıkmaz anlarda yaratmıştır sanatın seslerini. Yüce ağıtlar; dayanılmaz acıların dağlayıcısı olurken; ilahiler, sızıları dindirme, yaraların akışını azaltıp, kapatma zamanı kazandırır.

İnsan göçlerinin, uygarlık süreçleri, kırılma, değişim anlarının kesişme noktaları; en büyük olaylara, kayıplara, hüzünlere ev sahipliği yapmasının yanında; en hakiki sanatı da yeşertme haklarına sahiptirler.

 Bu hak; belki evrensel-evrimsel, belki de yaratıcının ince hesaplamalarından o büyük kadersel sonuçlarından birisidir. Hüzünlerin, özlemlerin, kayıpların fokurdadığı kazanlarda pişen yemeğin tadı tuzu ve yaşamsal önemi; insan ömürlerinden çok öte; kalıcı bir ebediyete yazgılıdırlar.

İster Selanik Türküsünde ki çalan davullar şenliğine, şenlik olurken kazılan mezarların, dökülen suların gelenekselliğine dokunarak ölüme meydan okunsun! İsterse, sinema sanatı ve insan ustalığının, felsefe, sosyoloji ve ilimle ulaştığı yerde; dinlerin korku ve kayıplardan beslenirken, aranan sorulara verilmeyen yarı cevapların, aklın, arayışın peşinde koşan insana yetmediğini anlatsın; bütün akış insana çıkar.

Bu oluşumun biricik sahibi, bütün kavramların, eserlerin anlaşılır, tanımlanır hale gelmesi; bilinen manada insanın yüce bir hafıza ve dil buluşundan, mucizesinden başka bir şey değildir.

 Ölümle satranç oynayan oyuncu; ölümü yenerse, canını kurtaracaktır. Nereye kadar? Neyi bulmak ister? İşte;İngmar Bergman’ın filmi bu sorulara cevap arıyor;

 “Olabildiğince açık konuşmak istiyorum; fakat kalbim boş. İçim tiksintiyle doluyor. İnsanlara karşı duyarsız yaşadım. Şimdi bir hayaletler dünyasındayım. Tutsağım… Yine de ölmek istemiyorum. Neyi bekliyorum? Bilgi istiyorum. Kendimize inancımız yoksa başkasına nasıl inanç duyabiliriz? Benim gibi isteyen ama yapamayanlar ne olacak? Ya inanmayanlar? İçimde ki Tanrı’yı neden öldüremiyorum? İnanç veya varsayım değil; ben bilgi istiyorum.”

 Bergman’ın yönetmenliği, sinema eliyle arayışı bu yolda, büyük insan yolculuğunda birkaç adın atarken, türkülerde ki kestirme gidiş, derinlikten, yükseklikten değil de; o an ki yaşamın, yaşama ait; sevme, ölüm, özlem ve ayrılıklardan öte geçmiyor.

Türküler bu yüzden dilden dile aktarılıyor. Basit ve duru, tartışılmaz derece açıkta ve sade bir ezgi tepsisi içinde sunuldukları için. Bergman’ın satranç oyuncusu ise zor olana; o büyük dünyaya açıklık getirmek üzerine; çanlar çalıyor, ölümler yaşanıyorken; anlamsızlığı, hiçliği kabul edilir bir anlayışa çekebilme cesareti içinde, doğru dürüst hiçbir bilginin, papazin, rahibin veremeyeceği cevabı arıyor.

Yaşamın anlamını. İnanmanın sadeliğini, kararlı olanını. En masum olan, en içten paylaşımların, yaşamların kalıntılarını; mazeretlerin, bitmeyen kurnaz çıkarların çok ötesine taşarak…

ÇALIN+DAVULLARI
Yorumlar (0)

Diğer Makaleleri

Güven SERİN

KÖY OCAĞI

01 Temmuz 2019 15:11 | Hit: 205

Güven SERİN Tüm Yazıları

Güven SERİN

AMMAN AMMAN; OFF

14 Haziran 2019 09:43 | Hit: 285

Güven SERİN Tüm Yazıları

Güven SERİN

ESKİ ve YENİ BAYRAMLAR

08 Haziran 2019 12:55 | Hit: 406

Güven SERİN Tüm Yazıları

Güven SERİN

AŞİYAN’DA BİR ŞAİR ve ŞAİRLER

12 Aralık 2018 13:57 | Hit: 1.325

Güven SERİN Tüm Yazıları

Güven SERİN

ÇIPLAK DAĞDA BİR GECE

25 Kasım 2018 12:35 | Hit: 1.069

Güven SERİN Tüm Yazıları

Güven SERİN

YOLCULUK (İnsanın Öncüsü Olan Özgürlük)

01 Ağustos 2018 19:11 | Hit: 1.165

Güven SERİN Tüm Yazıları