PÜRENLER ÇİÇEK AÇTI
Bu içerik 26 Nisan 2017 17:56 tarihinde eklendi ve 2.268 kez okundu
PÜRENLER ÇİÇEK AÇTI

Tekirdağ’ın Karadeniz’e sahili-kıyısı olan tek yer; Kastro veya Çamlıkoy denen bölge… Karadeniz’in kıyıya yığdığı kumlar, onlarca, yüzlerce dereciğin taşıdığı alüvyonların bölgesidir bu diyar.

Longoz Ormanlarının, Çilingoz Ormanlarının; milli parkının başladığı yer… Yolun sağ tarafına geçerseniz; İstanbul’a; Çilignoz Ormanlarına; iç içe geçmiş orman, vadi, tepeler, dereler cennetine; kayınların, gürgen ağaçlarının memleketine girmiş olursunuz.

Sol yöne; birkaç km ilerlerseniz; Kırklareli sınırlarına; bir başka şölen alanına; göllerin, ağaçların, kendini has koyların; meşe ve çam diyarına; kayınların uçsuz bucaksız göğe yükselişine tanıklık etmek mümkün.

Tam da burada; İstanbul ile Tekirdağ’ın; Tekirdağ ile Kırklareli’nin kesiştiği yerde; püren çiçekleri kolonisi; beyazlığın olduğu kadar, derinliğin, çekingenliğin kokularını yayarlar. Bu kokular, arıcılar ile arıların da burada olduğunu anlatır.

Şifanın, doğallığın; kirden, pastan, hilebazlıktan hiçbir şeyciğin olmadığını da görürsünüz bu çekingen kokulardan. Tam da 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının, yüreklerde, damıtılmış ruhların bedenlerinde kutlandığı zaman; Kayınların, pürenlerin şehrinde kamp yaptık.

Yunus Usta, Bülent Yorulmaz, Erdem Özcan, Çetin Bey, damadı, Zeki Bey, oğlu Okan Beyin katılımlarıyla 20 saatliğinde Kastro,Çilignoz Ormanları arasında,bir kamp anısını daha kayıtlara düştük.

Kamp yapmak ayrı bir kültür; üzerinde durulması gereken bir seçenek… İnsanı, harekete davet ettiği gibi, insan becerilerinin yatkınlığını, birlikte hareket etme becerilerinin de kabiliyetini sınamış olursunuz.

Sekiz kişilik ekibimizin tamamı doğaya düşkün insanlar. Gecenin ayaza çekeceği, ısının sıfırın altına düşeceği kimseyi korkutmadığı gibi kamp yaşamına uyum sağlama, bir parça tecrübe adına herkesin koşulsuzluğu gözlerinden okunuyordu.

Çadırlar güle oynaya kuruldu. Kamp Kültürünün hakkını veren Yunus Usta, çadırların kurulmasına yardım etmenin yanında, ateşin hazırlanışı, kampçıların yemek yeyip, çay, kahvelerini içeceklerinin yapacakları masayı hazırlayışı bile beceri, istek kesişmesinden başka bir şey değildir.

Kampın kurulduğu alan, eski kamp izleriyle dolu. Yanmış odun artıkları ve ne hazindir ki doğada eğlenip, keyif çatılan yerler insan artıklarıyla dolu. Poşetler ve boş kutular… Kamp kültürümüze oturttuğumuz, gelenek haline gelen eylemlerden birisi de; yerleşim alanımızı; kamp çadırları ve ateşin çevresinde bulunan insan artıkları olan pislikleri poşetlere toplamak…

Karadeniz iklimi kendi ağaç, çiçek, çalı, bitkilerini yaşama şansı verip yaşama; ormana bırakıyorken, gecenin derinlerinde yöreye ait kuşların ötüşlerini de dinledik. Birbirine karışan, ama türler tarafından karıştırılmayan gece sesleri. Kim bilir neleri anlatıyor? Yuva kurma zamanını, eşlere son bir çağrı veya bir başlangıcın türküsünü duyuruyor olmalı; karatavuklar, bülbüller ve daha bir sürü kuş türü.

Kampın yakınında ki orman; beş on yıl önce seyrekleştirilmiş. Bölge yararına, odun amaçlı kullanıldığı belli… Genç sayılacak; delikanlı konumunda ki kayın ve gürgen ağaçları, tam bir yarış içindeler. Gökyüzüne, bütün güçleriyle yükselişe devam ediyorlar. Tek amaçları; daha fazla güneş…

Pürenler; en erken çiçek açan bitkiler. İçin için yanan odun gibi duyulan kokuları; tıpkı memleket sevdası gibi; için için… Hâlbuki Cumhuriyet, kayıstıs, şartsız egemenlik; bizim içindi. Mustafa Kemal’in inancı; bu düşüncenin özüne tutunmuş olduğunu, iradenin irdelemek çeşitliliğine hasreti anlatıyorken; pürenlerin, kayınların, gürgenlerin, dağ sümbüllerinin diyarı da bütün bu çeşitliliği, dayanışma veya rekabeti anlatıyor.

Kamp ateşi, kamp alanları; kulağa hoş gelen sözcüklerdir. Böyle alanların en risksiz olanlarına herkes tanıklık edip, fotoğrafa girmek ister. Kolay yoldan doğanın evladı olmak arzusu… Hâlbuki öyle değildir. Doğada da gizli, aşikâr ve çok ciddi bir rekabet vardır. Yer edinme ve kabul görme üzerine…

Doğanın evladı olmak, doğa tarafından kabul görmek; her fırsatta doğaya koşup; yeme, içme pisliklerini bırakıp, bol bol fotoğraf, video çekip, orayı arkana bakmadan terk etmek değil; tam aksine; bir mimar titizliğinde, arkeolog sabrı, kimyager kararlılığı içinde beklemelisiniz. İmbikten düşen her türlü damla; doğanın saf hali, içinize işlemeye, onu anlamaya, onu anlarken, kendinizi, vücut bulmuş ruhsal ve bedensel kimliğinizi anlama; kendinizi bütün “güç” safdilliklerinden de kurtarma anlamına geliyor.

Pürenler çiçek açtı. Bahar mevsimi; biraz kış, bir parça yaz kokuyor. Arılar ve arıcılar pürenlerin peşinde… Kamçılar ise doğayı anlamaya çalışırken kendini bulma peşinde…

 

  

Yorumlar (0)

Diğer Makaleleri

Güven SERİN

KÖY OCAĞI

01 Temmuz 2019 15:11 | Hit: 205

Güven SERİN Tüm Yazıları

Güven SERİN

AMMAN AMMAN; OFF

14 Haziran 2019 09:43 | Hit: 285

Güven SERİN Tüm Yazıları

Güven SERİN

ESKİ ve YENİ BAYRAMLAR

08 Haziran 2019 12:55 | Hit: 406

Güven SERİN Tüm Yazıları

Güven SERİN

AŞİYAN’DA BİR ŞAİR ve ŞAİRLER

12 Aralık 2018 13:57 | Hit: 1.325

Güven SERİN Tüm Yazıları

Güven SERİN

ÇIPLAK DAĞDA BİR GECE

25 Kasım 2018 12:35 | Hit: 1.069

Güven SERİN Tüm Yazıları

Güven SERİN

YOLCULUK (İnsanın Öncüsü Olan Özgürlük)

01 Ağustos 2018 19:11 | Hit: 1.164

Güven SERİN Tüm Yazıları