DİŞ SAĞLIĞI ve EDEBİYAT
Bu içerik 30 Mayıs 2015 13:26 tarihinde eklendi ve 1.250 kez okundu

Bolluğu sever insanoğlu. Bol alanın kıt hale dönüştüğü anı bilen yaşlı insanlar “kara gün” diye bir şeyden söz ederlerdi. Şimdi, uygarlığa yürüyen ülkemin “kara gün” anlamını taşıyan yatırımları; emeklilik hakkı olarak algılanıyor. Her şeye rağmen, kendi kendine yetmek adına bir maaş…

Dedik ya bol olan şey güzeldir. Şımartır insanı. Bilinen anlamıyla ağzımızdaki diş sayısı otuz ikidir. Birçok insan için böyle olmasa da en azından her insanın ağzında yirmiden fazla diş vardır. Bir canı olan insan için çok büyük lütuf…

Biraz sağlığa meraklıysanız, ağzın ne kadar önemli olduğunu da bilirsiniz. Sadece konuşmaktan ibaret olmadığı; konuşmanın da muhteşem bir şey olduğunu, bu muhteşemliğe en önemli katkıyı sağlayan şeylerden birisi de diş ve dişler olduğu ortadadır. Sindirimin ilk yolculuğu ağızdadır. Ağza alınan besinlerin ilk önce çiğnendiği yer burasıdır. Bu işi de ağzımızda bolca bulunan dişlerimiz yapar.

Dişleri olmayan, istediği besini yiyemeyen insanlara sokulup bir de onları dinleyin! İşin estetikten çok öte ne büyük kayıp olduğunu, ağzımdaki kayıp olan beş-altı diş nedeniyle bende biliyorum.

Kendimi bilmeye, idare etmeye; sağlığın önemini kavramaya başladığım zaman 18 yaşlarımdı. Fakat ağzımda kayıp olan dişler için çok geçti. Çoğunluğu daha 10-12 yaş aralığında çekilmişti. Hem de hiç acımadan… Bir çocuğun yanında ebeveyn olmadan gittiği diş doktorunun koltuğuna oturması, ağrıyan dişinden kurtulmak istemesi ne kadar normalse, o günün diş doktorunun diş sağlığı hakkındaki bilgisi, görgüsü, kültürü de o kadar eksikti…

Hâlbuki bugünün diş sağlığı, diş doktorları oldukça güncel bilgi görgüyle donatılmış durumda. Kurtarılmayacak dişi bile kurtarma gayretleri içinde; ilk önce insanın kendi dişi korunmalı inancıyla ellerinden geleni yapıyorlar.

Önder Bey’de o diş doktorlarından birisidir. Yılda en az iki kez diş, birkaç kez de kahve içmek için uğradığım muayenehanesi her defasında diş sağlığım, elimde kalanları kurtarma ve kıymetlerini bilme adına ciddi kültür ile ayrıldığım yerdir.

Beş yıl önce yaptırdığım kaplama dişlerimi taşıyan iki küçük dişten birisi çürümüş. Kaplamalarımın dayanma gücü kalmamış. Bir korku içinde gittim Önder Beyin muayenehanesine. Korktuğum şeyi ile oturduğum koltuk ile yan yana duran Önder Beyden duydum. Kaplamaları taşıyan küçültülmüş o minik diş; benle birlikteki yolculuğuna son vermek istiyordu.

Önder Bey, bilim terbiyesiyle işimizin zor olacağını, kurtarabilirsek kurtarabileceğimizi söyleyip özenle çalışmaya başladı. İnsanın ağzı açıkken bile edebiyatla uğraşması o kadar güzel ki! Ele bir de sağlığınıza, santim santim yaklaşma heyecanınız varsa; dışarıda akşam güneşinin rahat ışık huzmeleriyle duran kumruya bile hayranlıkla bakarsınız.

Bende öyle baktım, diş tedavim boyunca akşam güneşi altında yuvasının yakınlarında karşı apartmanın panjur dolabının üzerine tünemiş kumruya. Telaşsızdı… Akşamın gelişinden, geceye yaklaşmaktan emin; diş, iş, sosyallik, edebiyat, yetmezlik, gurur, soylu onur, erdem, politika, yalan, gerçek onun umurunda bile değildi…

İnsan olmak; kumru veya diğer hayvanlardan ne kadar büyük bir farksa, o kadar büyük zorluk; inanılmaz bir yolculuk olduğunu ağzımın açıklığı, ağzımdaki küçük aletlerin vızıldayarak çalışmasını dinlerken de akıp geçiyordu beyin nöronlarımın kalbinden…

Son zamanlarda anlamaya çalıştığım çıkarmış olduğu “Sevda Kitabı” şairi-yazarı Leonard Cohen’in ve 12 yılını bir Budist rahip gibi geçirdiği California’nın Baldy Dağı’nda şiir ve şarkı sözleri yazarak; insanın bitmeyen yolculuğunu irdeledim.

Sağlıklı olmak, sağlıklı kalmak ne kadar önemli ve zor, ciddi emek, bilgi görgü istiyorsa; edebiyatın, felsefenin, sevginin derinlerine inanmak da bir o kadar çaba istiyor. Bu çaba, insanın yaratıcılığı, görgüsü, ne kadar çok olursa olsun; yine kumru gibi duruş, sessizlik ve koşulsuzluk istiyor.

Leonard Cohen 12 yıl boyunca çekildiği dağ sessizliği, belki de en hakiki dizeleri, besteleri ebediyete çekip çıkartıp bin bir rica, zahmet ile insanlığa hediye ediyordu;

“ Tufan geliyor/ her vadiyi saracak/ her çatıyı kaplayacak/ birazdan/ beden boğulacak/ ve ruh serbest kalacak/ tüm bunları yazıyorum/ ama yok kanıtım…”

Yorumlar (0)

Diğer Makaleleri

Güven SERİN

KÖY OCAĞI

01 Temmuz 2019 15:11 | Hit: 200

Güven SERİN Tüm Yazıları

Güven SERİN

AMMAN AMMAN; OFF

14 Haziran 2019 09:43 | Hit: 282

Güven SERİN Tüm Yazıları

Güven SERİN

ESKİ ve YENİ BAYRAMLAR

08 Haziran 2019 12:55 | Hit: 400

Güven SERİN Tüm Yazıları

Güven SERİN

AŞİYAN’DA BİR ŞAİR ve ŞAİRLER

12 Aralık 2018 13:57 | Hit: 1.322

Güven SERİN Tüm Yazıları

Güven SERİN

ÇIPLAK DAĞDA BİR GECE

25 Kasım 2018 12:35 | Hit: 1.062

Güven SERİN Tüm Yazıları

Güven SERİN

YOLCULUK (İnsanın Öncüsü Olan Özgürlük)

01 Ağustos 2018 19:11 | Hit: 1.160

Güven SERİN Tüm Yazıları